| Public Enemies |
|
|
|
| byexpert tarafından yazıldı |
| Pazartesi, 13 Temmuz 2009 08:58 |
|
John Dillinger, resmi dildeki adıyla "Public Enemy No:1" ekonomik bunalım yıllarında banka soygunları yapan çetenin başındaki isim. Siz ona halk düşmanı dendiğine bakmayın, Dillinger bugün bile ABD'deki eski topraklar için bir halk kahramanı olarak varsayılıyor. John Dillinger, bankaları halkın gerçek düşmanı olarak gören, kendisini haklamak isteyen polisler dışında kimseye zarar vermeyen ve hatta çaldıklarını paylaşmayı seven modern bir Robin Hood. Michael Mann de Dillinger'ı resmi kaynakların şişirerek hazırladığı vesikaların içinden değil, toplumun yeşerttiği bu mitolojiden beslenerek ele alıyor. Onun bu tavrı özellikle Dillinger'ın polisle açık açık alay ettiği sahnelerde ortaya çıkıyor. Halk Düşmanları kimi zaman romantize edilmiş, ama hiçbir zaman abartılmamış ve duygusallığını mükemmel derecesinde dengelemiş bir Dillinger portresi çıkarıyor. Bu anlamda Dillenger’ın melodramlaştırılmış bir temsilini bekleyenler, karşılarında kendi dönemi bitmek üzere olan bir anti kahramanın gerçekçi ve bu nedenle de daha mesafeli bir sunumunu bulacaklar. Ancak Halk Düşmanı yalnızca bir karakter filmi değil. O ekonomik bunalım yıllarını ele alırken, halk düşmanı ilan edilenlerin ardındaki gerçek halk düşmanlarını ifşa ediyor. Hem de bunu sıkı örülmüş ve ince işlenmiş bir neden-sonuç ilişkisine yaslanarak yapıyor. Wall Street’in kökenlerine ve mafya ile olan ilişkisine dair yaptığı ince imalar, polis-devlet-mafya üçgenini bildik Hollywood standartlarının dışına taşıyor. Daha önce Insider’da aynı formülü uygulamaya çalışan yönetmen bu kez kesafeti tam tutturulmuş bir suç filmi çıkarıyor. Bu da Halk Düşmanları'nı Mann'in başyapıtı sayılan Heat'in mertebesine ulaştırıyor. Mann silahların bol bol ateşlendiği bu suç filminin görsel estetiğini de aynı dönemin gangster sinemasından esinlenerek oluşturmuş. 40'ların "tough guy" tiplerine Halk Düşmanları'nda da sıkça rastlamak mümkün. Ancak daha önce birer kukla gibi hareket eden bu karakterler Mann'in sihirli ellerinde çok boyutlu bir hal alıyor. 40'ların gangster sinemasından çıkma sokak çatışmaları, kovalama ya da soygun sahneleri hiçbir özentilik taşımadığı gibi, Mann'in kendinden önceki yönetmenlere yaptığı zarif bir reverans oluyor. Özellikle burada bir isim var ki onu es geçmek mümkün değil. Dillinger ve aşkı Billie Frechette arasındaki ilişki ister istemez modern başyapıtlardan biri olan Bonnie ve Clyde'ın verdiği duygu yoğunluğunu hatırlatıyor. Ama onların ilişkisi kendine özgü, bambaşka bir tada sahip ve asla taklit değil. Mann ustası saydığı bir auteur olan Arthur Penn'i saygı duruşunda selamlarken, aynı zamanda onun kadar iyi bir yönetmen olduğunu da kanıtlıyor. Oyunculuklara gelince denecek fazla birşey yok. Johnny Depp ve Christian Bale içlerindeki cevherleri Mann'in yönetiminde ortaya koyuyorlar. Marion Cotillard ise filmin cilası gibi. Olabildiğine yumuşak, dingin ve dokunaklı bir karakter çıkaran Cotillard, onsuz olmaz dedirtecek denli filmin içine işlemiş durumda. Depp'in şefkati ile Cotillard'ın kırılganlığı yüzyılın en trajik aşkını derinden hissetmemize neden oluyor. Halk Düşmanları, kapitalizm tarihindeki en büyük ekonomik krizlerden birini yaşadığımız bugünlerde kimlerin düşman olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Hem de bunu seçilmiş kişi efsanesinin arkasına sığınmadan, mantığın konuştuğu bir soğukkanlılıkla yapıyor. Yönetmen belli ki kurtarıcılarla arınmak yerine tarihe yeniden bir göz atmamızı istiyor. Zeynep Özen 10 Temmuz 2009 |
| Son Güncelleme: Pazartesi, 13 Temmuz 2009 09:09 |







